top of page

Dil Gelişimi Risk Faktörleri

  • elifgunesakgun
  • 20 Oca 2022
  • 6 dakikada okunur

Sosyal bir araç olan dil, en basitten karmaşığa insanın tüm işlerinin merkezinde yer almaktadır. Alışveriş yapma, arkadaşlarla sohbet etme, farklı konular hakkında görüş bildirme, bilgi aktarma ya da yeni bilgileri öğrenme örneklerinde olduğu gibi dilin sosyal beceriler açısından çok önemli olduğu söylenebilmektedir (Acarlar, 2010). Çocuk doğduğunda bir dili konuşabilme donanımıyla dünyaya gelmekle birlikte dil gelişimini etkileyen bazı faktörler bulunmaktadır. Çocuğun içinde yaşadığı aile, toplum, çocuğa sunulan fırsatlar dil gelişimini olumlu ya da olumsuz yönde etkilemektedir (Köksal Akyol, 2014). Dilin bir başka özelliği de dil ile kritik yaş ilişkisidir. Dünyadaki bütün çocuklar, kendi dillerini 2-5 yaşları arasında öğrenmektedir. Çocuklar, benzer dil yeteneği ile doğsalar bile gelişimleri için gerekli ses uyarımlarını alamadıklarında (işitme engelli doğanlarda olduğu gibi) dil yeteneklerinin köreldiği görülmüştür. Konuşmanın olmadığı bir ortamda çocuğun konuşmayı öğrenemediği ortaya çıkmıştır (MEB, 2013a). Çocuklar sadece dil gelişimi oranında değil, düzeyinde de farklılık gösterebilirler. Gelişen okul öncesi çocuklar dil gelişiminde iki yıla kadar değişiklik gösterebilir. Bireysel gelişimsel farklılıklar zekâ, kişilik ve öğrenme stilindeki farklılıklar, sosyo-ekonomik durum, aile yapısı, etnik köken, evde konuşulan dil doğum sırası ile ilgilidir. Genel olarak, bu ilişkiler sadece neden ve sonuç değildir ve çok karmaşıktır. Zekâ gibi bazı faktörler diğerlerinden çok daha güçlü olabilir. Örneğin, sadece sosyoekonomik faktörlerin dil gelişim hızı üzerinde çok az etkisi olabilir. Sosyoekonomik sınıflar arasında aralarından daha fazla farklılık olabilir (Owens, 2019).


Sağlık: Çocuğun sağlığının dil gelişimi üzerinde etkisi bulunmaktadır. Şiddetli ve uzun süren hastalıklar çocuğun dil gelişimini olumsuz etkiler ve çocuğun konuşmasını bir ya da iki yıl erteleyebilir. Çocuğun hastalık nedeniyle başkalarıyla iletişimi ve haberleşmesinin kısıtlanması ve konuşmaya daha az yüreklendirilmesi de konuşmasında gecikmeye neden olabilir (Aydın Yılmaz, 2007; Köksal Akyol, 2014; MEB, 2013). Örneğin down sendromunda agulama ve erken sözcüklerde gecikme yaşanmaktadır. Bebekler başkalarının söylediklerine daha az sıklıkla tepki verirler, daha az istekte bulunurlar, nadiren karşılıklı konuşmayı başlatan taraf olurlar. Anne babaları kendileriyle konuşmak istediklerinde bu bebekler daha az dikkat gösterirler ve daha az karşılıklı konuşma davranışı içerisine girerler (Trawick-Swith, 2013). Ayrıca işitme algısının sağlıklı olması, dil gelişimi açısından önemlidir. Duyma yetersizliğinde agulama bebeklerde ilk 6 aya kadar tipik olup vokalizasyon ikinci 6 ayda azalmaya başlar. Daha karmaşık agulamalar ve ifade edici jargon görülmez. Duyma yetersizliği olan bebeklerin 6-9 aylar arasında yapılan ses oyunları döneminde normallerden ayrıldığı, bebeğin dil gelişiminin aksadığı belirtilmiştir. Görsel algılama dil gelişimi için belirleyici olmakta; ciddi görme kaybı olan çocukların dil gelişimleri, görmesi normal olanlara göre daha geç başlamaktadır (MEB, 2013a; Trawick-Swith, 2013).


Zekâ: Dil yeteneği ile zihin yetenek arasında doğru bir orantı vardır. 2 yaşına kadar çocuğun çıkardığı seslerle zekâsının ilişkisi olmamasına rağmen 2 yaşından sonra dil gelişimiyle IQ arasında sıkı bir ilişki olduğu görüşü ön plana çıkmaktadır. Erken konuşan çocukların zekâ düzeylerinin genellikle normal ya da normalin üstünde olduğu ve dilin zekâya bağlı olarak geliştiği görüşü kabul edilmektedir. Dilin kazanılması, çocuğun bilişsel gelişimine dayanmakta olup zihinsel uyum süreçlerinin her biri algılama, kavram geliştirme ve dilin kazanılmasıyla yakından ilişkilidir (Aydın Yılmaz, 2007; MEBa, 2013).

Sosyoekonomik Durum: Sosyoekonomik koşullar da çocuklara dil gelişimini destekleyici uyaran ve ortam sunma bakımından dilin kazanımında önemli olabilmektedir. Sosyoekonomik düzeyi yüksek olan aileler çocuklarının dili doğru kullanmalarını daha çok önemseyebilir ve çocuklarına daha zengin bir uyarıcı çevre fırsatı sunabilir. Zengin uyarıcıların olduğu bir çevre çocukların dil gelişimleri açısından önemlidir. Sosyoekonomik durumu iyi olan ailelerin çocuklarının erken ve düzgün konuştuğu belirtilmektedir. Çocuğun dil gelişiminde çocuğun okuduğu kitap sayısı, anne babanın onunla vakit geçirme düzeyi ve oynadığı oyunların da rolü söz konusudur. Anne babasıyla daha fazla vakit geçiren çocukların daha düzgün konuştukları gözlemlenmiştir. Yapılan bir araştırmada sosyoekonomik durum yönünden farklı olan çocuklar, konuştukları toplam sözcük sayısı ve ortalama cümle uzunluğu açısından karşılaştırıldıklarında 7-36 aylık yaşlarda geniş farklılıklar bulunmuştur. Bu çocukların toplam konuştukları sözcük sayısı ve ortalama cümle uzunluğu ile ebeveynin eğitimi, meslek sahibi olması ve gelir düzeyi gibi sosyoekonomik değişkenler arasında anlamlı ilişkiler ortaya çıkmıştır. Yedi yıl sonra ilkokulda bu çocukların sözel becerileri ve akademik başarılarının (okuma ve heceleme) 7-36 aylık döneme ilişkin sosyoekonomik durum ve dil ile ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır (Aydın Yılmaz, 2007; Köksal Akyol, 2014; MEB, 2013a).


Cinsiyet: Konuşmayı öğrenmede cinsiyet de önemlidir. Çocukların dil gelişiminde ilk yıllarda cinsiyetler arası farklılık bulunmamaktadır. İlerleyen süreçlerde konuşma konusunda erkek çocukların kız çocuklara göre daha geride oldukları görülmektedir. Erkek çocukların cümleleri daha kısa ve sözcük hazinelerinin kızlara göre daha sınırlı olduğu belirtilmektedir (Aydın Yılmaz, 2007). Diğer taraftan bazı çalışmalarda ise dil gelişimi açısından bakıldığında erkek çocukların cümlelerinin daha kısa, gramer yapılarının ve telaffuzlarının kızlara oranla daha bozuk olduğu, kızların genellikle erkek çocuklardan daha erken konuşmaya başladığı ve geliştiği için kızlarda erkeklere nazaran daha az dil ve konuşma bozukluğuna rastlandığı belirtilmektedir. Ancak son yıllarda cinsiyete yönelik araştırmalarda dil yeterliğinde çok fazla farklılık olmadığın sonucuna varılmıştır (Çiyiltepe, 2015; Köksal Akyol, 2014; MEBa, 2013).


Aile ilişkileri: Çevre ve özellikle anne babalar tarafından çocuğa sunulan sözel uyaran zenginliği dil gelişimini olumlu etkiler. Yetişkinlerle uzun süre birlikte olan çocuk düzgün konuşur. Bakımevlerinde büyüyen çocuklar, aile içinde büyüyen çocuklara oranla daha az heceledikleri, daha çok ağladıkları ve daha az dil becerilerini kullandıkları, konuşmayı daha geç öğrendikleri bulunmuştur. Bu da dil gelişimini olumsuz yönde etkileyen bir etkiye neden olmaktadır. Bu çocukların daha geç konuşmayı öğrenmelerinin, aile içi ilişkilerin dil gelişiminde önemli bir etken olduğunu ortaya koymuştur. Bu konuda ailedeki kişi sayısının ve ailenin genişliğinin de önemli olduğu belirtilmektedir. Aile içerisinde tek olan çocuklar, anne babanın ilgi odağı olması nedeniyle daha çabuk, iyi ve düzgün konuşma olanağına sahiptir. Çocuğun konuşmaya teşvik edilmesi, cevap vermeye cesaretlendirilmesi dil gelişimi için önemlidir. Çocukla konuşmak, oyun oynamak, kitap okumak dil gelişimini destekler. Yetişkinlerle sürdürülen soru cevap alışverişleri, çocuğun bilmediği dil yapılarını öğrenmesine olanak sağlar Dil kazanımı, temelde aynı sırayı izlese de bu gelişimin hızı sosyal çevreden etkilenerek beslenir. Çevre uyarıcılarından yoksun ortamlarda büyüyen çocukların dil düzeylerinin düşüklüğü, çevrenin dil gelişimi üzerindeki önemini belirtir. Çocuğun okuduğu ya da çocuğa okunan kitap sayısı, anne babanın çocukla meşgul olma derecesi ve oynadığı oyunlar dil gelişimini etkiler. Yetişkinlerin bebekle erken dönemden başlayarak kurdukları sözel iletişim, bebeğin dili öğrenmesinin temelini oluşturur (Aydın Yılmaz, 2007; Köksal Akyol, 2014; MEBa, 2013).


Diğer taraftan aile bireyleri arasındaki iletişim biçimi çocukların konuşmaları üzerinde etkili olur. Sevgiye dayalı bir iletişimin olması dil gelişimini desteklerken, dilin tartışma aracı olarak kullanıldığı bir ortamda çocuk konuşmak istemeyebilir. Aşırı koruyucu anne babalar çocuklarına konuşma fırsatı vermedikleri için dil gelişimine olumsuz bir etkide bulunurlar. Çocuğun isteğini ifade etmesi beklenmeden anne babanın hemen bu istekleri karşılaması sonucunda çocuk konuşma ihtiyacı duymayabilir. İlgisiz anne baba tutumuna sahip bir ortamda büyüyen çocukların da dil gelişimleri sağlıklı bir şekilde devam etmez (Köksal Akyol, 2014).


Kardeşler: Doğum sırası ya da aile içindeki konumu erken dil gelişimi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Tek çocuklar, yetişkinleri ile iletişim kurmak için birkaç kardeşleri olan çocuklara göre daha büyük bir fırsata sahiptir ve böylece dili daha hızlı geliştirir (Owens, 2019). Çocuklara dil ile iletişim olanaklarının sağlanması onların dili kavramaları ve ifade etmelerinde hızlı ilerlemelerin olmasını sağlar. Çocukların iletişim becerileri, konuşulan konuya ve kişiyi tanımalarına göre değişir. Tanıdıkları kişilerle bildikleri konularda yüz yüze konuşmada başarılıdır. Çocuk, yüz yüze olan ilişkilerine çoğunlukla sözlü iletişimle başlar. Çocuk için çevrede büyük bir çocuğun bulunması, dilin kullanımını öğrenmesi için ortam oluşturur. Çocuklar; büyük çocuklarla anne babaları arasındaki konuşmaları takip eder, onlara katılmaya çalışır ve sözlü iletişim süreleri giderek uzar. Konuşmaya katılımı çocukların konuşulan konuyu anlamalarına göre değişir. Konuşulanları dinleyerek, ben, sen, o gibi konuşma ögelerinin cümle içindeki kullanımını duyarlar (MEB, 2013a).


Çocuğun bireysel özellikleri: Bir çocuğun öğrenme stili de dil öğrenimini bir ölçüde etkiler. Genel olarak, aktif ve girişken bir çocuğun dili, sakin, içine kapanık bir çocuktan daha hızlı öğrenmesi daha olasıdır. Aktiflik ve girişkenlik, dil öğrenmeyi teşvik ederek, mevcut olan her türlü etkileşime katılmaya ve iletişim kurmaya daha eğilimlidir (Owens, 2019). Olgunlaşma ve öğrenme ile ilgili ögeler de çocuğun dil gelişimini etkiler. Çocuğun, dili akıcı kullanabilmesi için öğrenme sürecinden geçmesi gerekir. Çocuğun dil öğreniminin önemli kısmı kendi girişimi ile olur. Çocuk dili, örnek aldığı modeli taklit ederek gelişir. Dil gelişimindeki değişiklikler, zamanla çocuğun yaşı ilerledikçe ortaya çıkar (MEBa, 2013). Yalnızca dil öğrenim hızını göz önünde bulundurmak yanıltıcı olabilir. Örneğin, bazı çocuklar ifade edici dil kullanımında ilerleme gösterirken, bu alanda biraz gecikmiş gibi görünen diğerleri üstün anlama becerileri sergiler (Owens, 2019).

Ayrıca duygusal çatışmalar dil ve iletişim kurma üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir. Kardeş kıskançlığı, sevgi ihtiyacının giderilmemesi, kaza ya da diğer travmatik durumlar duygusal çatışmaya yol açarak dil ve konuşma gelişimini olumsuz yönde etkileyebilmektedir (Köksal Akyol, 2014). Bazı dil problemlerinin görünür bir sebebi bulunmamaktadır. Bazı bebekler algısal ya da bilişsel problemleri olmamasına rağmen dilin bazı ögelerini diğer akranlarından daha yavaş kazanırlar. Bu çocukların kelime dağarcığı zayıf olabilir ya da konuşmaya diğerlerinden daha geç başlarlar. Bazı çocuklar ise, kendilerine söyleneni anlamakta zorluk çekerler. Bu durumu tanımlamak için “genel dil geriliği” ifadesi kullanılmaktadır. Dil gerilikleri iletişim gelişiminin bir kısmında ya da tamamında görülen gerilikleri kapsamaktadır. Genel dil geriliğinde agulamalar ve benzetmeye çalıştıkları sözcükler yaşça kendilerinden çok daha küçük normal gelişen çocuklarınkine benzer. Zaman içinde dil gelişimi gecikmesi olmayan çocukların seviyesine alacakları desteğe bağlı olarak yetişebilir ya da yetişemeyebilirler (Trawick-Swith, 2013). Dil ve konuşma bozukluklarının önemli bir ölçütü, çocuğun eğitimsel performansının önemli düzeyde etkileyip etkilenmediğidir. Eğitimsel performansı önemli düzeyde etkileyebilen bozukluklar, çocuğun yaşamında daha farklı sorunların ortaya çıkmasına da yol açabilir. Bu kapsamda dil ve konuşma bozukluklarının uygun şekilde tanımlanması ve tedavi edilmesi gerekir (Aksoy ve Baran, 2018).


Yorumlar


bottom of page